Nuh: Büyük Tufan, Kutsal Kitap ve Hermenütik – 4

Bir önceki yazımda, bazı Yeni Antlaşma yazarlarının, içinde yaşadıkları dünyanın hem dinsel hem de düşünsel metinleriyle uyum içinde kendi mesajlarını aktardıklarından ve bunları Kutsal Yazılar’da nerelerde bulabildiğimizden bahsetmiştim. Özellikle Yahuda mektubunun yazarı ve Pavlus’un, anlatmak istediklerini esinlenmiş olarak kabul edilen Kutsal Kitap’ın 69 kitabında bulunmayan bazı öyküleri ve kişileri kullanarak gerçekleştirdiklerine de değinmiştim. Şimdi ise bunun akıllarda yaratabileceği birkaç soruya değinmek istiyorum.

Bizlerin (genellikle Protestan) kabul ettiği Kutsal Kitap kanonunun dışından alınan bazı hikayelerin kanonun içerisinde belirmesiyle belki de sahip olduğumuz Kutsal Kitap görüşü bir bakıma da olsa modifikasyondan geçebilir. Tarihte bir önceki makalede bahsettiğim bu sorunlarla (?) karşılaşan bazı teologlar, Yahuda’nın esinlenmemiş bir kitaptan alıntı yapması nedeniyle ya Hanok kitabının tamamen esinlendiğini ve kanona dahil edilmesini, ya da Yahuda’nın kanona dahil edilmesini doğru bulmadıklarını söylediler. Belki de bu iki uç noktaya gitmeden bir çözüm bulabilme ihtimalini göz önünde bulundurabiliriz.

Talmudic-study

Öncelikle arka arkaya hatırlamamız gereken nokta, İsa’nın ve Elçilerin içerisinde yaşadıkları sosyal çevrenin Yahudi bir çevre olduğu ve onların Kutsal Yazı kavramı ve bunların yorumlanması konusundaki düşüncelerinin, 21. yüzyılda birçok farklı düşünceyi miras almış bizlerden farklı olabileceği ihtimalidir. Yahudi topluluğu, Kutsal Yazı yorumu konusunda oldukça detaylı ve zengin bir tarihe sahiptir ve Yeni Antlaşma’da ve özellikle Yeni Antlaşma yazarlarının Eski Antlaşma’yı kullanmada kullandıkları tekniklerin bu tarihle uyum içerisinde olduğunu görüyoruz. Anlatılmak istenen gerçek, anlatma amacına ve içeriğine uyduğu sürece bunun kaynağının nereden geldiği, tanrısız mı imanlı mı, esinlenmiş mi yoksa esin olarak kabul edilmeyen bir yazı mı olduğu kaygılarının daha farklı bir geleneği miras edinmiş bizlerin aksine yazarlar tarafından taşınmadığını farkediyoruz.

Yahuda mektubuna gelince, Yahuda’nın belki de karşı çıktığı grubun bu tip yazıları kullanarak inandıklarını ortaya koymaları, Yahuda’nın da aynı kaynaktan alıntı yapıp aslında geleneğin onların yanında değil kendisinin yanında olduğunu iddia etmeye çalışması, yapılabilecek varsayımlardan bir tanesidir. Bu Yahuda’nın Hanok Kitabı’nı esinlenmiş olarak gördüğü anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda bu Yahuda’nın Hanok Kitabı’nın tamamını esinlenmiş olarak gördüğü anlamına da gelmemektedir.

Bu noktaya kadar bahsettiğim gerçekler ne elimizdeki kanonu reddetmemize ne de genişletmemize bir davettir. Tam tersine varmaya çalıştığım nokta, antik çağ(lar)da var olan yorumsal zenginliği ve mirası, Hristiyanlığın belirli bir kolunun dayattığı varsayımlar ve\veya doktrinsel olarak doğru olma sunağında boş yere kurban etmememiz gerektiğidir.

9382Halaka ve Hagada olarak Midraş 

Hem Yeni Antlaşma yazarları hem de Aranofsky, belki de bizlerin çok fazla alışık olmadıkları bu kanon dışı yaratıcılıklarını nereden almaktadırlar? Bu noktada bir yorum tekniği olarak midraştan bahsetmek yararlı olabilir. İbranice ‘drs’ kökünden gelen midraş kelimesi Yahudi Kutsal Yazı yorumunda ‘araştırma ve anlam bulma’ anlamına gelmektedir. Kutsal Kitap’ta bunun örneğine 2. Tarihler 15:22’de, yazarın peygamber İddo’nun yorumundan (midraş) bahsetmesinde görmekteyiz. Din adamlarının kullandıkları ve eğitildikleri bu midraşik yorum sanatını hem İsa, hem müjde yazarları hem de diğer elçiler kendi yazılarında defalarca kullanmışlardır. Bunların teker teker örneklerine girmek makaleyi gereksiz şekilde uzatacağı için bunu başka bir zamana bırakıyorum.

Midraş konusunda söylenmesi gereken bir başka detay ise midraşın halakik ve hagaik olarak temelde ikiye ayrıldığıdır. Halakik midraşla anlatılmak istenen Tevrat’ın özellikle yasal kısımlarının günlük koşullara nasıl uygulanabileceği ve yorumlanabileceğidir. Hagaik midraş ise daha çok tarihsel kısımların veya peygamberlik kısımlarının yorumlarıyla ilgilidir. Bu ayrım bir bakıma yapay bir ayrım olsa da Nuh tufanı konusunda yapılan bütün Yahudi yorumlarının aslında hagaik, yani öyküden bir anlam ve ders çıkarma amacıyla yapılan yorumlar olduğunu görmemizde yardımcı olmaktadır.

Bu noktaya kadar bahsettiğim metinler arası bu yaratıcılığın ve antik Yahudi yorum tekniklerinin Protestan disiplininden bu kadar uzak olmasının nedenlerinden birisi de, Yahudiler’in kendi kutsal yazılarını sadece doktrinsel bir açıdan görmeyerek, her gün aldıkları nefesi bile bu yazılar doğrultusunda sürdürme amaçlarından kaynaklanmasıdır. Bu nedenle antik Yahudi ve Hristiyan anlayışında, Kutsal Yazılar’ı sadece okumak yeterli değildir. Bu metinlerin devamlı değişen dünya ve günlük şartlara göre nasıl yorumlanması ve nasıl uygulanması gerektiğinin açıklamasının da yapılması gerekmektedir. Burada bana ‘Protestanlar da aynı kaygıyı duyuyor’ gibi bir eleştiri yapılabilir. Ancak varmak istediğim nokta neye niyetlendiğimiz ile alakalı değil, metod farklılığıdır. Bu nedenle Yahudi Targum’larında asıl Tevrat metinlerinde olmayan detayların eklendiğini ve büyük bir yaratıcılık sergilendiğini görüyoruz. Bugün herhangi bir Protestan Sistematik Teoloji kitabının Kutsal Kitap Doktrini’ni bitiren birisi, antik Yahudi ve Hristiyan yorum tekniklerine ve uygulamalarına baktığında çoğunluğun ya sapkın ya da direkt heretik olduğu sonucuna kolayca varabilir. Bu nedenle, Nuh: Büyük Tufan filmini Kutsal Kitap’a uygun olmadığı için eleştirmek bu bakımdan anlamsızdır, çünkü Kutsal Kitap demekle kastedilen aslında bu filmi izleyen ‘bizlerin’ Kutsal Kitap anlayışıdır. Kutsal Kitap hiçbir zaman aracısız veya yorumsuz olarak bize gelmemektedir. Bu noktada karşı çıkılan şey, Aranofsky’nin yararlandığı antik Yahudi yorumlarının bizim yorum şeklimizle uyuşmamasıdır. Ancak buna Kutsal Kitap’la uyuşmuyor damgası vurmak, Kutsal Yazılar’ın bütün yorum hegamonyasının artık bizim elimizde olduğu ve antik çağlardan gelebilecek herhangi bir ekoya kulaklarımızı tıkama küstahlığına sahip olduğumuz demektir. 21. yüzyılda yaşayan bizlere bu üstünlüğü ve kibiri neyin verdiği hala daha kesin değildir.

Batı protestanlığının hem coğrafik hem de düşünsel olarak kendisini Yahudi dünyasından uzaklaştırması sadece farklı yorum stillerine sahip olmasına neden olmakla kalmamakta, aynı zamanda herhangi bir metnin yorumunun da yorumunun nasıl yapılması gerektiği konusunda oldukça kesin ve sert bir duruşa sahip olmasını sağlamaktadır. Bunun sonucu olarak kendi dünyasında ve zamanında söyledikleri oldukça anlaşılabilir olan İsa ve Elçilerin sözleri de doğal olarak ya Reformasyon ya da moderniteye göre anlaşılmak zorunda bırakılmaktadır. Aynı hermenütik bilinçsizlik, Eski Yakın Doğu’daki bir çok tufan hikayesinden birisi olan Nuh tufanı hikayesinin de Aranofsky veya Yahudi din bilginlerinin bu öyküye çeşitli perspektiflerden bakabilmesini engellemekte, neyin muhtemel neyin imkansız olduğunu daha yorumcu ağzını açamadan dikte etmektedir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s