Keten, Kefen ve Markos’un Gizemli Genci

Markos’un Çıplak Adamı 

Kutsal Kitap’ta bazı ayetler vardır, okurken neden hikayenin tam ortasında oraya yerleştirildiklerinden emin olamazsınız. Kaba bir örnek vermek gerekirse hikayenin ortasında, başında veya sonunda yer alan bir el şakası gibidirler. Ancak şu bir gerçektir ki, iyi yazarlar bu tip metodları boş yere kullanmamaktadırlar. Açık ve seçik, yoruma yer bırakmayacak şekilde düşüncelerini anlatmak yerine okuyucuların biraz kendileriyle zaman geçirdiğini varsayarak belirli çıkarımlarda bulunmalarını, biraz da hayal güçlerini çalıştırmalarını isterler. Bu yazıda bahsedeceğim anektod, daha önce de farkettiğim, aklımı kurcalayan ancak kilisemdeki bir kardeşimin tekrar dikkatimi çekmesiyle bu sefer biraz daha dikkatli okumaya çalıştığım bir parçadan gelmektedir.

Pavel_Popov_Judas_betrays_Christ_with_a_kissO zaman öğrencilerinin hepsi O’nu bırakıp kaçtı. İsa’nın ardından sadece keten beze sarınmış bir genç gidiyordu. Bu genç de yakalandı. Ama keten bezden sıyrılıp çıplak olarak kaçtı. (Markos 14:50-52). 

Öncelikle yorum tarihine baktığımızda genellikle iki çeşit yorum görmekteyiz. İlki bu çıplak olarak kaçan gencin kim olduğu konusunda yapılan spekülasyonlar, ikincisi ise teolojik olarak böyle bir detayın hikayenin gidişi açısından taşıdığı önem hakkında olmaktadır.

Gelenek sıklıkla bu kişinin Markos’un kendisi olduğunu, hem ilk yüzyılda güvenlik nedenleriyle hem de hikayede dikkati kendisine çekmek istememesinden dolayı adını vermeyerek, sadece bu kişiyi ‘genç adam’ olarak tanımladığı ve yazdığı müjde kitabına bir bakıma imzasını bu şekilde attığını söylemektedir. Bu noktada hatırlamamız gereken tarihi bir detay, müjde kitapları yazıya geçirilip topluluklar arasında sirkülasyonu sağlanmadan önce, içlerinde bulunan hikayelerin düzensiz bir şekilde sözlü gelenekte ilk Hristiyanlar arasında anlatıldığı veya söylendiğidir. Durum bu olunca sözlü gelenekte böyle bir detayın bulunması oldukça mantıklıdır ve bu kişinin kim olduğu, isim verilmeden hikayeyi o dönemde bilenler tarafından anlaşılabilmektedir. Markos o geceyi unutamadığı ve yaptığının önemine dikkat çekmek istercesine kendisi hakkında bu detayı eklemiş olabilir. Fakat 2. yüzyılda yaşamış ve Hierapolis Episkoposu olan Papias, Markos’un ‘ne Rab’bi gördü ne de O’nu izleyenler arasındaydı’ söylemi de bu konuda dikkate alınmalıdır (Papias’a göre Markos kendi müjdesini Petrus’un kendisine anlattıkları aracılığıyla Petrus’un tercümanı olarak yazmıştı).

Buna ek olarak ilk kilise tarihçisi olarak bilinen Eusebius’un kayıtlarına göre ilk kilisede var olan bir sözlü geleneğe göre de, İsa’nın kardeşi olarak bilinen Yakup’un ise bütün yaşamı boyunca ketenden bir giysiyle gezdiği ve bunun nedeninin ise Yakup’un Markos’un Müjde kitabında aktarılan kişi olduğu ve geride bıraktığı keteni artık utanç simgesi olarak değil, bir onur simgesi olarak üzerinden çıkarmadığıdır. Yine diğerleri bu kişinin Aramatya’lı Yusuf, başkaları ise Lazar olduğunu iddia etmektedir.

Bir başka yorum geleneği ise bu ayetlerin Amos 2:16’ya yapılan bir atıf olduğunu söylemektedir. Türkçe Kutsal Kitap’a baktığımızda çeviride bir eksiklikle karşılaşmaktayız. Türkçe çeviri şunu söylemektedir:

‘En yürekli yiğitler bile o gün silahlarını bırakıp kaçacak’. RAB böyle diyor (Amos 2:16)

Fakat burada İbranice ‘çıplak anlamına gelen  עָר֛וֹם kelimesi çevrilmeden atlanmıştır. Çıplak kaçmak yerine silahlarını bırakarak kaçmak şeklinde bir çeviri tercih edilmiştir.

İbranice metne göre çeviri şu şekilde olmalıdır:

Yiğitlerin arasındaki en güçlü yüreğe sahip olan (adam) bile o gün çıplak olarak kaçacak diyor RAB. (Amos 2:16).

Çeviri konusunu bir kenara bırakacak olursak bu yorum geleneğine göre Markos, Eski Antlaşma’da belirtilen bu Rab’bin yargı gününde olacak olaylardan birisinin İsa’nın tutuklanması sırasında yerine geldiğini, İsa’yla ölüme gitmekte bile kararlı olan öğrencilerin (yiğitler) arasından çıplak olarak birisinin kaçarak bu bahsedilen son günlerin geldiğini belirtmek istemektedir.

Fakat bu yorumun sağlamlığı konusunda şüpheler taşımaktayım. Öncelikle bu şekilde bir atıfın yapılıyor olması Markos’un özellikle anlaşılmasını istediği bir şey olsaydı bu çıplak adam detayının etrafında bu eskatolojik motiften bahsetmesi gerekirdi. İsa’nın Zeytin Dağın’daki konuşmasında veya kitabının farklı yerlerinde bu tip alıntılar yapmaktan kaçınmayan Markos’un bir şekilde bu kadar gizli bir refaransı böylesine bir tarihi detayla birleştirmesi ve bu konu hakkında hiçbir şey söylemeden hikayasine devam etmesi bana biraz zor gözükmektedir.

Peki bu detayın hiç mi önemi yok? Yazının başında söylediğim gibi iyi yazarlar bu tip detayları belirli bir amaç için hikayelerine eklemektedirler ve Markos’un da bu tip bir yazar olduğuna inanmaktayım.

Öncelikle bu gencin kimliğine baktığımızda adını bulmaktan çok ne gibi bir fonksiyona sahip olduğuna bakmak yararlı olacaktır. Markos bu gencin İsa’yı yakından izleyenlerin arasında olduğunu söylemektedir (Grekçe: συνηκολούθει). Bu adam on ikilerden birisi olmayabilirdi ama şu bir gerçektir ki, hem on ikileri hem de İsa’yı yakından takip edenlerden birisiydi. Böylesine bir yaşama sahip olan birisinin İsa’nın ele verildiği sırada, sadece onu terketmekle kalmayıp, giysilerini bile geride bırakıp çırılçıplak kaçacak bir harekette bulunması yaptığının bir ‘izleyici’ olarak ne kadar utanç dolu olduğuna parmak basmaktadır. Sadece bu kadar da değil, eğer Markos’un Müjdesini bir oturuşta okuduysanız Markos’un ana temalarından birisinin ‘İsa’nın öğrencisi olmak ne demektir?’ temasını defalarca işlediğini görebilirsiniz. Öğrenciler her zaman İsa için her şeyi yapabilecek konumdayken İsa onlara gerçek kimliğini açıkladığında bir şekilde ‘aptallık’ derecesine varan cevaplar vermeleri Markos’un her yerinde bulunabilecek bir temadır. Öğrenciler bir türlü ‘çarmıhı yüklenip O’nun ardından gitmenin ne demek olduğunu dirilişe kadar kavrayamamaktadırlar. Buna rağmen İsa, iyi bir öğrencinin her zaman kendisini inkar ederek, elindekileri bırakarak O’nu izlemesi gerektiğini defalarca söylemektedir. İşte bunu göz önünde bulundurduğumuzda bu gencin yaptığı tek bir ortak şey bulunmaktadır: Geride birşeyler bırakmak! Fakat geride bıraktığı şey, kendisi veya canı değil, giysileri olmakta ve bunu da o kültürü (belki de her kültürü) göz önünde bulundurduğumuzda utanç verici bir şey olan çırılçıplak kaçarak yapmaktadır. Yani bu genç, İsa’nın öğrencisi olmanın tam zıttını yapmaktadır. İsa’ya olan bağlılığından dolayı kırbaçlanarak giysilerinin parçalanması yerine, askerler tarafından yakalanmamak için giysilerini bile bırakarak çıplak olarak İsa’yı terketmektedir. Bu genç, utancı İsa’ya sadakate tercih etmiştir.

Fakat çok şükür ki hikayenin tamamı bu değildir. Ayetteki keten bez (σινδών) önemli bir detaydır. Aynı kelime Markos müjdesinde sadece iki kez kullanılmaktadır ve kelimenin kullanıldığı ikinci yer ise İsa’nın yine keten bezle gömüldüğünün anlatıldığı 15. bölümdür.

Yusuf keten bez (σινδών) satın aldı, cesedi çarmıhtan indirip beze sardı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırarak mezarın girişine bir taş yuvarladı. (Markos 15:46).

Bu iki detayı bir araya getirdiğimizde belki Markos’un dahiyane bir şekilde ne yapmaya çalıştığını görebiliriz. Bir öğrenci pahalı bir materyal olan keten giysisini İsa’ya ihanet ederek geride bırakırken, İsa aynı tarzdan bir bezi ölüm giysisi olarak giymektedir. Birisinin utancı diğerinin onurla takındığı bir giysi olmaktadır. Birisinin sadakatsizliği diğerinin ölüme kadar varan sadakatinin simgesi olmaktadır. İsa bu gencin geride bıraktığı giysisi giymekten utanç duymamaktadır.

Metindeki ikinci detay ise genç için kullanılan kelime olan νεανίσκος kelimesidir. Yine aynı kelime sadece bir defa daha başka bir yerde kullanılmaktadır. O da İsa’nın dirilişinde mezarın yanında beliren meleği tanımlamak için.

imagesBaşlarını kaldırıp bakınca, o kocaman taşın yana yuvarlanmış olduğunu gördüler. Mezara girip sağ tarafta, beyaz kaftan giyinmiş genç bir adamın (νεανίσκος) oturduğunu görünce çok şaşırdılar. (Markos 16:4-5)

Burada yapılabilecek itiraz bu iki olay arasında bağlantı kurmanın hayal gücünü biraz fazla kullanmak olduğunu düşünmek olabilir. Ancak kanımca dikkat edilmesi gereken nokta, Markos’un melek için kullanılabilecek bütün Grekçe kelimeleri birden unutarak bu şahsa ‘genç adam’ demek zorunda kalmadığıdır. Diğer Müjde kitaplarına baktığımızda bunun genel bir kullanım şekli olmadığını görmekteyiz. Dirilişten sonra öğrencilere görünen kişileri tanımlamak için Markos’tan başka hiçbir yazar νεανίσκος kelimesini kullanmamıştır. İşin belki de en ilginç tarafı, Markos’un bahsettiği çıplak olarak kaçan bu adamdan diğer Müjde yazarları tarafından hiç bahsedilmemiş olmasıdır. Eğer bu genç adamdan sadece Markos bu şekilde bahsetmekteyse ve basit bir kelimeyle kim olduğunu açıklayabilecek kişiyi de diriliş gününde yine ‘genç adam’ olarak betimlemekteyse, Markos’un bu detayları kaza eseri kitabına serpiştirmediği kanısına varmak çok güç olmamalıdır. Bu noktada ise mezardaki bu ‘genç adam’ın İsa’yı terk eden aynı genç adam olmadığına, büyük ihtimalle bir melek olduğuna inanmaktayım ancak burada meleğin tanımlanması için kullanılan kelimenin önemine dikkat etmekte fayda olduğu kanısındayım.

Peki bütün bunlar ne demektir? Hala bir sorun daha karşımızda durmaktadır. Bu sefer bu genç adam keten bezler içerisinde değil ‘beyaz kaftan’ giyerek öğrencileri karşılamaktadır. Burada da kullanılan kelime aslında beyaz kaftandan daha da öteye gitmekte ‘parlayan beyaz giysiler’ anlamına gelen στολὴν λευκήν’dir. Aynı kelimeyi Markos 9:3’te görmekteyiz.

Giysileri göz kamaştırıcı bir beyazlığa (στίλβοντα λευκὰ) büründü; yeryüzünde hiçbir çamaşırcının erişemeyeceği bir beyazlıktı bu.

Bu üç detayı bir araya getirdiğimizde ise bir önceki resmin İsa’nın dirilişiyle nasıl tamamen tersine çevrildiğini görmekteyiz. Utanç giysileri olarak anılabilecek genç adamın keten giysisi İsa’nın içinde gömüldüğü kefen giysileri olduktan sonra dirilişle birlikte artık ‘genç adam’ utancın sembolü olmaktan çıkarak, bir zamanlar Yakup, Yuhanna ve Petrus’un İsa’da gördüğü o görkemli ve gözleri kamaştıran beyaz kaftana bürünmekte, meleğin kimliğinde ve İsa’nın dirilişiyle utancı tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Genç adamın utanç dolu keteni İsa’nın kefeni olurken, İsa’nın görkemli kaftanı genç adamın görkemi olmaktadır.

Markos gerçekten mükemmel bir öykü anlatıcıdır. Öğrencileri en doğal halleriyle resmetmekten çekinmemekte fakat umutsuzluğun simgesi yaptığı aynı öğrencileri de İsa’ya ait olmakla mükemmel bir yere taşımaktadır. Bu genç adam bir zamanlar yaptığı sadakatsizlikle bütün öğrencileri temsil ederek İsa’yı terketmenin yarattığı trajedinin sembolü olmaktadır. Fakat İsa, bu sembolü kendi eline alarak gerçekleştirdiği kurtuluş işinde o genç adamın utanç giysilerini ortadan kaldırmakta ve mezarda geride bırakmaktadır. Tıpkı o genç adam ve bizlerin günahlarını o mezarda bıraktığı gibi.

WomenAtJesus'TombDiriliş ise Markos’un anlattığı müjdede kaybolmuş bütün değerlerin, anıların ve onurun tekrar kazanılması, artık yeni bir başlangıç ve öğrencilerin bile tahmin edemeyeceği bir görkemin İsa’ya ait olanlar ve O’nu izleyenlere verileceğinin vaadini vermektedir. İsa’ya ait olanlar ne kadar sadakatsiz, ne kadar utanç verici ve ne kadar çıplak olurlarsa olsunlar, O’nun ölümü ve dirilişi aynı genç ve korkak adamları giydirmektedir.  İsa’nın dirilişi bizi öyle bir giysiyle giydirmektedir ki Markos 9’da dendiği gibi ‘yeryüzünde hiçbir çamaşırcının erişemeyeceği bir beyazlıkta’ bir görkem taşımaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s