Halloween ve Hristiyanlık

halloween_2010_by_crypticdisdain-d31qt2xHer yıl 31 Ekim yaklaştığında dünyanın farklı yerlerinde bazı hazırlıklar başlar. Halloween olarak bilinen bu günde bazı kültürler, yaratıcılıklarına göre çeşitli korkunç, gülünç veya saçma kategorilerinden tercih ettikleri kıyafetleri giyer, çocuklar ise kendilerine özgü kıyafetleriyle şeker avına çıkarlar. Bu gelenek, genellikle batı dünyasıyla ve kültürel geçmişi ile ilgili olduğu için doğuda (o ‘doğu’ neresiyse!) ya kutlanmamakta ya da eleştirilerin hedefi olmaktadır.

Aynı eleştirileri bugün Türkiye’de görmek daha da rastlanır hale geldi çünkü artık bir eğlence şekli olarak Halloween partileri Türkiye’de de yaygın bir şekilde kutlanır oldu. Bu yeni fenomene gelen bazı tepkiler bu yazıyı yazmamın sebeplerinin ilk yarısını oluşturmaktadır. Amacım popüler kültürdeki Halloween kutlamalarını aklamak değil, Halloween’in orijinal kökeninin sunabileceği zenginlikten biraz da olsa bahsetmektir. ‘Halloween’in Hristiyanlıkla kesinlikle bir ilgisi yoktur ve tamamen pagan orijinlidir’ görüşü gerçekleri yansıtmamaktadır.

İlk olarak Halloween kelimesinin kendi başına bir anlamının olmadığından bahsetmekte yarar vardır. İngilizce olarak kökeni, All Hallow’s Evening (Bütün Kutsallar Gecesi) ya da All Hallow’s Eve (Bütün Kutsallar Arifesi) sözcüklerinin birleşmesinden türemiş ve zamanla Allhallowe’en adını almış ve de günümüze dini içeriğinden biraz da olsa sıyrılarak Halloween olarak gelmiştir.

Halloween’in kısa olarak tarihçesinden bahsetmek bazı yanlış anlamaları ortadan kaldırabilir. Halloween’in köklerinin, bazıları tarafından antik Keltler’in ölüler festivali olduğu söylenmektedir. Bu görüşe göre Keltler daha çok tarımsal bir yaşam sürdükleri için, onlar için yazın bitimi ve kışın başlangıcını simgeleyen 1 Kasım bir tarım festivali ile kutlanmaktaydı ve Samhain (Sah-viğn olarak telaffuz edilir) adı verdikleri bu kutlamalarda ölülerin ruhlarının yaşayanları ziyaret ettiğine inanılırdı. Tekrardan, sosyal medyada beliren bir tanıma göre de ‘İnsanlar, ortalıkta dolaştığına inandıkları ruhlara tanınmamak için maskeler takıyor, kostümler giyiyorlardı. Bu gelenekler nedeniyle Samhain festivali zamanla cadılar, goblinler, periler ve iblislerle özdeşleşti.’

Fakat bu konuda belki de en iyi araştırmalardan birisi olan Ronald Hutton’ın ‘The Stations of the Sun: A History of the Ritual Year in Britain’ adlı kitabında Samhain törenlerinde ölülerle ilgili bir saplantının var olmadığı hatta bu törenlerle ilgili elimizde çok az bilgi olduğu ve bugün popüler medyada ve akademide anlatılanların daha sonra gelişmiş geleneklerin anakronistik bir şekilde Samhain orijinli olduğu iddiasının yayıldığını söylemektedir (sf. 365). Bundan yaklaşık 5 sayfa sonra ise Hutton, Keltler’in doğaüstü bazı güçlerden korunmaya çalışma aktivitelerinin bu festival sırasında minimal olduğunu, sadece Hristiyanlık geldikten sonra bu festival ile ölülerin arasında bir bağlam kurulmaya başlandığını söylemektedir. 

lead-image-halloween

5. yüzyılda Hristiyan inancını İngiliz adalarına getiren Katolik misyonerler ise yerli halkların geleneklerini tamamen yok etmek yerine bu gelenekleri dönüştürmeye çalıştılar. Örnek olarak eğer bir grup taşa tapınıyorsa, taşı tamamen ortadan kaldırmak yerine bu taşı kutsayıp Mesih’e adayarak tapınmalarını Mesih’e yöneltmelerini istediler.

Bu tarihi anektod bize bir ipucu vermektedir. Litürjik takvimde yeri olan All Hallows Eve (Tüm Kutsallar Arifesi) gününün orijini antik Keltler değil aslında Hristiyanlar’dır. İkinci yüzyıldan itibaren Hristiyanlar, Doğuş, Diriliş ve Pentekost günlerini birer bayram olarak kutlamış ve bu günlerden önce gelen arife günlerini de özel günler olarak belirleyerek bu günlerde hazırlık yapılmasını ve oruç tutulmasını uygun görmüşlerdir. Yaklaşık 3. yüzyıldan itibaren Hristiyanlar sistematik zulüm dönemlerinde şehit edilmiş Hristiyanlar’ı anmak amacıyla günler belirlemişlerdir. Bu zulüm dönemleri sona ermeye başladığında ise şehitlere ek olarak, yaşamlarıyla örnek oluşturmuş olan diğerlerini de anma bayramlarını takvimlerine eklemişlerdir. Öncelikle 5. yüzyılın başında ilkbaharda kutlanan bu günler Papa Boniface IV’ün bazı azizlerin kemiklerini Roma’ya getirmesi ve 13 Mayıs 609 yılında Tüm Kutsallar (Azizler) gününü bayram olarak ilan etmesiyle devam etmiştir. Daha sonraları ise Papa Gregory III burada azizler için bir tören düzenlenmesini ve bunun da 1 Kasım’a alınması kararını vermiştir. Buradaki önemli detay bütün bunların İngiltere’de veya Keltler’in arasında değil, Roma’da olmasıdır. Bunun anlamı Halloween’e kaynaklık eden All Hallows Eve’in Samhain kaynaklı değil, kendisinden belki de birkaç yüz yıl öncesinden gelen Hristiyan gelenekleri kaynaklı olmasıdır.

Fakat 12. yüzyıla gelindiğinde ise bu geleneğe Araf gibi daha başka öğeler de eklendi. Araf doktrini ile birlikte günahlarından henüz tamam olarak arındığı düşünülmeyen Hristiyanlar için bu günlerde özellikle dua edilmesi gerektiği öğretilir oldu. Martin Luther’in Reformasyon’u başlattığı ilk adım olarak bilinen 95 Tez’i de Wittenberg’teki kilise kapısına çivilemesi, Luther’in karşı çıktığı bu uygulama için seçilebilecek en önemli gündü. 31 Ekim’in Reformasyon günü olmasının nedeni 31 Ekim’in All Hallows Eve, yani Tüm Kutsallar Günü Arifesi olmasıdır.

all-saints-graphic

Günümüzde popüler ve seküler kültürün Halloween kutlamalarıyla Hristiyan kökleri arasında bir bağ bulunmamaktadır. Korkunun, ölümün, şehvetin ve şeytanın yüceltilmesiyle bu Hristiyan bayramı tamamen birbirine tezat oluşturduğunun altı çizilmelidir. Fakat bunun doğal sonucu Halloween’i bu kültüre bırakarak sadece kötü yanlarına parmak basmak ve bunun Hristiyanlık’la hiçbir alakası yoktur diyerek konuyu kapatmak aslında alınabilecek en kolay duruş şeklidir. Halloween’de görülen bazı unsurların tamamen Hristiyan bir alt yapısı vardır. Popüler şeytan tasviri olan kırmızı, iki boynuzlu ve elinde üçlü bir tırmık olan iblis resminin nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? Ray Bradbury’nin Türkçe’de İthaki yayınlarından çıkan ‘Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana’ adlı romanınında Şeytan’ın aslında kendisiyle alay edilmesi için bu şekilde tasvir edildiği, Şeytan’ın en büyük günahı olan gurur ve kibirin İsa’nın kurtarış işiyle birlikte artık alaşağı edildiği anlatılmaktadır. Kısacası All Hallows Eve Hristiyanlar için karanlığın güçleriyle dalga geçtikleri bir gün olarak da anlaşılmaktadır çünkü bu savaşta şeytan üzerinde İsa asıl zaferi kazanmıştır.

Bu nedenlerden ötürü Halloween’e sert bir tepki göstermek ya da bize sunulduğu şekliyle tamamen kültürel ve popüler bir uygulama olduğu için kabul etmek dışında başka bir opsiyonun olduğunu da düşünmemiz gerekmektedir.

il_570xN.362712723_hzrb

Kilise takvimi ya da litürjik takvimi izlemenin yararlarından başka bir yazıda bahsetmiştim.  Bu yazının belki de başlıca önermesi, litürjik takvimin bizlerin kültür veya popüler akımların önerdiği zaman kavramına göre değil de zaman ve kültür ötesi bir evrende yaşamamızı sağlayabileceği gerçeğidir.

İçinde yaşadığımız kültür bize tercihlerimizi sormadan devamlı olarak gözlerimizin önüne kendi litürjik öğelerini sunmaktadır. Litürjik bir yaşama sadece geleneksel veya ‘çok Katolik’ olduğu için karşı çıkmak belki de bu realiteyi yeteri kadar görememekten kaynaklanmaktadır. Hepimiz tapınmak üzere yaratılmış, doğamız gereği hayranlık duymaya veya övmeye yatkın yaratıklarız. Buradaki tapınma kelimesini dini olarak ele almak veya dar anlamıyla ilahi söylemek olarak görmeye gerek yoktur. Alışkanlıklarımız ve yüreğimizi sürükleyen şeyler tapınmamızın objeleridirler. Yüreğimizin kendisinin kimliğini bulduğu ve hayatından çıkarıldığında eksikliğini derinden hissettiği aktiviteler kültürel litürjiler olarak görülebilirler. Dolayısıyla litürjisiz, bir başka deyişle yaşam senaryosuz, bir yaşam sürdüren bir insan yoktur. Asıl konu hangi litürjilerle yaşadığımız konusunda bir farkındalığa sahip olmaktır. Halloween konusunda da Hristiyanlık, daha doğrusu Kilisesini gerçeğe yönelten Kutsal Ruh da bizlere litürjik takvim aracılığıyla üçüncü bir opsiyon sunmaktadır.

İlk opsiyon, içinde yaşadığımız bağlamı ve dünyayı tamamen reddetmek, ikinci opsiyon ise bunu eleştirmeden kabul etmektir. İlki, kültüre olan tanıklığımızı ve ortak bir dil yaratarak diyalogda olmamızı engellemektedir. Etrafındaki her şeye şüpheli gözüyle bakarak reddeden bir Hristiyanlık, pozitif bir değer sunmaktan aciz, tanrısal bir şizofreniye dönüşerek sunacağı pozitif mesajda da boş bir tiyatroya performans sergileyecektir. Çözümü kendisini izole ederek, etrafına kalın duvarlar örerek bulan bir Hristiyanlık bir süre sonra bu duvarların kendisini de korumak için öreceği duvarların da kalınlaşmasından dolayı sesini dışarıya duyuramayacaktır.

İkinci opsiyon ise zamanla kendisini çevresindeki dünya görüşlerinden ayırt edemeyecek kadar benzer bulacağından, varlığının anlamını unutacaktır. Kendisine sunulan bütün kültürel litürjileri olduğu gibi kabul eden bir Hristiyanlık bir süre sonra hangi popüler fikre uyum sağlaması gerektiğini ayırt edemeyecek, hem kendi içerisinde tutarsız olacak hem de binlerce yıldır kendisine emanet edilen geleneğin hazinesini Kaybolan Oğul benzetmesindeki genç oğul karakteri gibi uzak diyarlarda harcayarak bir süre sonra kendisini sefil halde bulacaktır.

Bu neden üçüncü opsiyon, yani litürjik takvime göre bir yaşam, kültürün ve zamanın ne reddedicisi ne de tamamen kabul edicisidir. Kilise takviminin görevi bu yönden bakıldığında popüler kültür litürjilerine bir alternatif oluşturmaktır. Pavlus’un dediği gibi her düşünceyi tutsak edip Mesih’e bağımlı kılmaktır.

catholic liturgical year

Pazar litürjisini, litürjik yıllık takvimi ve Kilise geleneğini sadece gelenek olduğu, Katoliklik koktuğu veya bunları yapan insanların çok da arzu edilen kişiler olmamaları gibi nedenler artık bizleri tatmin etmemelidir. Bu tip bir tepkiyle yaşayanlar aslında sandıkları gibi litürjisiz değil, bilinçsiz litürjilerle yaşamaktadırlar. Seküler dünya bizim bu konuda karar vermemizi beklememektedir. O da kendi kilisesine yeni imanlılar katmak için devamlı olarak litürjiler üretmekte ve kendisiyle yarış içerisinde olan diğer litürjileri de bilinçli olarak öldürmektedir. Biz de eğer farkında değilsek bunların içine bilinçsiz olarak çekileceğiz ve Katolik veya geleneksel olmaları nedeniyle reddettiğimiz öğeler yerine kısa sürede ‘gelenek’ haline gelen evrensel (katolik) kültürel değerleri benimseyeceğiz.

Pratik Olarak Kültürel Diyalog

Peki bütün bunlar pratikte kendisini nasıl göstermelidirler? Halloween ya da Tüm Kutsallar Arifesi bir Hristiyan’ın kötülüğün gerçekliğinden ve çirkin yüzünden bahsetmeyi tercih edebileceği ve nihai olarak ölümün ve korkunun fetiş olarak kutlandığı değil, İsa’nın ölümden dirilişiyle artık ölümün üzerinde zaferli olarak son sözü ölüme bırakmadığı ve bir gün ölümün tamamen ortadan kalkacağı diriliş gününden bahsedeceği bir gün olabilir. Bunu kilisede ya da davet edildiği bir Halloween partisinde de yapabilir. Kullandığı dilin Hristiyanca olması gerekmemektedir ve bu tavır ve üslup etrafındakileri yargılamak için seçilmiş bir retorik ile değil, daha farklı veya daha önce düşünülmemiş bir yolun ve dünyanın var olduğu gerçeğini çekici kılan bir dille açıklanabilir. Müjde, yani İsa’nın getirdiği iyi haber sadece vaazlarda değil, bir ofis Halloween partisinde de müjdedir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s