Önce Ölüm Vardı..

Ölüm.. İsa’ya, “Tanrım Tanrım beni neden terkettin?” dedirten ve Chesterton’ın da dediği gibi Tanrı’yı bir anlık da olsa ateist yapan ölüm..

Ölüm, insanlık tarihinde belki de en çok düşünülen ve konuşulmayan konuların başında gelmektedir. Konuşanların da ne söylediklerinden çok da emin olmadıkları bir konu olduğu izlenimini edinmek zor değildir. Antik Yunan mitolojilerinde ölüm, doğal olan ve kendisinden sonra hiç bir yaşamın beklenmediği bir şey olarak algılanmaktaydı. Ölüm son duraktı. Fakat Plato ile birlikte beden ve ruh ayrımı daha da öne çıktı ve asıl ölümsüz kısmın insanın ruhu olduğu, bedenin çürümeye mahkum bir madde olarak geride bırakılması gereken bir şey olduğu inancı yayılmaya başladı. Bununla da birlikte Batı düşüncesi ölümden sonraki yaşam hakkındaki fikirlerini az çok bu Platonist fikir ile binlerce yıl besledi.

Dinler de çok farklı düşünmediler. Coğrafyalarına ve alt yapılarına da bağlı olarak ölümün kaçınılmazlığının çizdiği resmin karşısında çözümü ruhların sonsuza kadar yaşadığı cennet ve cehennem diyarlarında buldular. Genellikle insanlar ölümden sonra kendilerini iyi bir sonsuzluğun beklediği umuduyla yaşamaya başladılar ve bazıları bu ölümlü bedenden ayrılacakları, acılardan özgür kalacakları günleri düşlediler. Bununla birlikte o umutlara ölümün, bizi asıl yuvamıza götürecek bir dost olduğu düşüncesi eşlik eder oldu. Plato gibi bir zindan olarak görülen bedenden ayrılmak özlemi doğdu. Sonuç olarak da ölüm kendisinden kaçılamayacak bir gerçeklik olarak kendisiyle yüz yüze gelene kadar romantikleştirilmeye başladı.

Ama İsa’nın ölümü, daha doğrusu İsa gibi birisinin ölümü farklı bir tablo çiziyor. Aslında ölüm yüzüne bakılamayacak kadar tiksinti uyandıran bir şey. Ölümden sonra ne olacağına dair inancımız ölümün kendisinin çirkinliğini ortadan kaldırmamaktadır. Tam tersine ölümden sonra, ve hatta ölümden sonraki yaşamdan sonraki yaşama dair bir umudu olanlar ölümün kendisine daha gerçekçi bakmaları gerektiğini düşünüyorum.

Chagall-1

İsa’nın acıları ve ölümü bir konuda bana yardımcı olmaktadır: Acı ve kaybı yaratan ölümün gözlerinin içine bakarak ondan nefret ettiğimi söyleyebilmek. Yaşamın, sevincin, güzelliğin ve iyi olan her şeyin artık var olmamasını sağlayan ölümün şiirleştirilmesinin sadece kağıt üzerinde kaldığına inanıyorum. Bu nedenle ölümden sonra yaşama inanıyor olsak bile, ölümün pis kokusunda yüzümü buruşturmamanın eksik bir ruhsal optimizme neden olacağına inanıyorum. İsa’nın dirileceğini anlamış olduklarını varsaysak bile, İsa’nın çarmıhında ağlamış olan kadınların, ‘Nasıl olsa dirilecek’ diyerek kendilerini avutarak, saatlerine bakıp zamanın ne kadar yavaş geçtiğinden sıkılmalarını hayal edemiyorum.

İngiliz-Amerikan bir şair olan W.H. Auden’in katıldığı bir konuşmadan bir anektod paylaşmak istiyorum. Bu konferansta konuşmacılardan birisi şöyle der: “İsa ve Buda aslında çok da farklı değillerdi: Her ikisine de mızrakla saldırıldı. Ancak Buda’nın durumunda mızraklar çiçeklere dönüştü.” Daha fazla düşündüklerini içinde tutamayan Auden arka sıralardan şöyle seslenir: “Kutsal Cuma’daki mızrak gerçekti.”

Acı, kötülük ve ölüm konuları hakkında düşündüğümde İsa’nın çarmıhından başka bir yerde tatmin edici cevapları bulamıyorum. Eğer İsa’nın çivileri ve göğsüne saplanan mızrak gerçek idiyse, o zaman hem dünyanın hem de benim deneyim ettiklerim ve hissetiklerimin de gerçek ve değerli olduğunu kabul edebilirim. Bir teoloji yüksek lisans programında profesörlük yapan bir arkadaşımın bana şunları dediğini hatırlıyorum: “Bütün hissettiğimiz ete nüfuz eden metal iken, gülleri kokladığımızı iddia etmeye gerek yoktur.”

Kutsal Cuma akşamı deneyim ettiklerimiz ve İsa’nın acılarının kendisi, kötülüğe kötülük, ölüme çirkin dememizi sağlamaktadır. İsa’nın üç gün sonra dirileceğini bilenler olarak bu dirilişin gücünü hissetmemiz için önce ölümün pis kokusunu burun deliklerimizde hissetmemiz gerekmektedir.

Binlerce yıldır sorulan soru olan, “Eğer Tanrı varsa ve iyiyse neden kötülüğün var olmasına izin vermektedir” sorusuna bir soru ile cevap vermek istiyorum: “Eğer Tanrı’nın her şeye gücü yetiyor ise ve aynı zamanda iyiyse, o zaman neden İsa’nın ölümüne göz yummayı tercih etti?”

Belki de ipucu üç gün sonra mezardan çıkan adamda saklıdır?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s